Bilinmeyen yönleri ile Rauf Denktaş

DOĞUKAN

New member
Katılım
18 Eki 2008
Mesajlar
2,057
Tepkime puanı
0
Puanları
0
Konum
K.K.T.C.
BSenver_RDenktas_CEOsdergisi_Scan1.jpg

BSenver_RDenktas_COEsdergisi_scan2.jpg

BSenver_RDenktas_CEOsdergisi_scan3.jpg



****************************

Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı Türkiye'de tanımayan, bilmeyen yok.Rauf Denktaş'ın neleri sevdiğini bilmeyenler olabilir. Biz fotoğrafçılığı sevdiğini biliyoruz. Rauf Denktaş başka neleri sever?

Gezmeyi severim. Yeni memleketler görmeyi, tabiatı, doğanın içerisinde olmayı, basit bir hayat yaşamayı, tercih ederim.

İnsanları severim.

Kitap okumayı severim. Kitap okumaksızın yapamam. Muhakkak her gün bir kitap okur bitirir, tekrar başka bir kitap okumaya başlarım.

Aile ocağında olmayı, çocuklarla, torunlarla bir arada olmayı, arzu ederim. Bunu dima beceremeyiz, ama birlikte vakit geçirmeye gayret gösteririm.

Kıbrıs'ta Rumlar ve Türklerin birlikte, sorunsuzca yaşayabilmeleri için muhakkak yapılması gerekiyor dediğiniz neler var?

Rumun siyasetini, Rum Yunan siyasetini bilen bir kişi olarak söylüyorum.

Rum-Yunan 1960 uluslararası garantilenmiş anlaşmaları bile yırtıp, 44-45 yıldır Kıbrıs'ı Rum-Yunan yapmak için uğraşmaktadırlar.

Bunların bu uğraştan vazgeçmeleri mümkün değildir. Bu uğraşları neticesinde Kıbrıs'ın tümünü almak için başlattıkları mücadelede yarısını alabilmişlerdir.

Ancak, bu yapıldığı takdirde, Rumların kuzeyi de alma ümitleri ortadan kalktığı takdirde, kalıcı bir dostluk kurulabilir. Yoksa Rumlar, kuzey de benimdir bunu da alacağım niyeti ile hareket ettikleri sürece, gençlerini bu yönde yetiştirdikleri sürece, Kıbrıs'ta iki tarafın rahat etmesi mümkün değildir maalesef.

Kıbrıs'ta yaşayan Türkler için önemli olan değerler nelerdir?

Tabiatıyla uğruna her şeylerini ortaya koyup, bir çoğunun şehit olduğu, bağımsızlıklarını sürdürmek önemlidir. Türkiye'den kopmamak, Türkiye'nin garantörlüğünün devam etmesi önemlidir. Ama sıkıntı ve ambargolar altında yaşamayı da istemiyorlar.

Meselenin halledilmesini istiyorlar.

Bağımsızlığımızdan, egemenliğimizden taviz vermeksizin Rumlar ile ortak olalım istiyorlar.

Çek-Slovak usülü AB'nin damı altında birleşiriz. İleride Türkiye'de bizi tanır, diyenler çoğunluktadır.

Tekrar ediyorum. Ben bu son günlerdeki gibi yine pembe resim çizmeden ve her şey güzel oluyor havasını yaratıp halkı kandırmadan, direnişimize devam edersek, varacağımız nokta olumludur diye düşünüyorum.

Sizce Kıbrıs'ta yaşayan Rumlar'ın değerleri nelerdir?

Bireyler olarak konuştuğumuzda, gayet dost, gayet iyi niyetli olurlar. Ama yetiştirme tarzları maalesef Türk düşmanlığıdır. Kıbrıs'ın Yunan olduğudur. Türkiye'nin düşman olduğudur.

Hatta üniversite gençleri BBC'ye söylüyorlar, Türk – Yunan'ın dost olabilmesi için İstanbul'un Konstantinopolis'in Türklerden kurtarılması lazım diyorlar.

Böyle yetiştiriyorlar insanları Rumlar.

%65 Rum gençleri Türklerle birarada yaşamak istemiyor. Bu Birleşmiş Milletlerin istatistiğidir. %45'te genelde Rumlar genelde Rumlar Türklerle bir arada yaşamak istemiyoruz diyorlar.

İngiliz Bakan Haun, bu gerçek birşey ise (İngiltere Savunma Bakanı Jeff Haun) artık konfederasyondan başka bir şey olamaz diyebilmiştir.

Bunu bizim söylememiz lazım. Bunun üzerinde bizim ısrar etmemiz lazım.

Halbuki biz görüşmeye hazırız diye iyi niyetimizi gösteriyormuşuz!

Siyasette iyi niyet göstermek iyidir, ama iyi niyet göstereceksin diye egemenliğinden ve bağımsızlığından vazgeçmek Türkiye'den kopup ayrılmak büyük bir aptallık olur.

Sayın Rauf Denktaş siz 1974 yılında Türk askerlerinin Kuzey Kıbrıs'a çıkartma yapacağını duyduğunuzda neler hissetmiştiniz?

19'unda bana bunu Büyük elçi Asaf İnhan Bey haber verdi.

''Yarın geliyorlar'' dedi. ''Beklediğin gün doğuyor'' dedi.

Heyecan ve büyük bir sevinç oldu ilk reaksiyonum. Ondan sonra birdenbire bir durgunluk çöktü üzerime.

Asaf Bey;

''Ne oldu?'' dedi birdenbire, ''Sevinmedin mi?'' diye sordu.

''Asaf Bey'' dedim, ''Sevinmez olur muyum. Ama bir deli, çılgın papazın hatası, yanlışlığı yüzünden yarın ne güneşler batacak, bunu düşünmeye başladım ve ona acıyorum'' dedim.

Tabi birbirimizi teselli ettik.

Ama artık kurtulduk. Artık geri dönüş yoktur diye de düşündüm.

Hiç tahmin etmedim, Türkiye gelecek, Türkiye bizi kurtaracak, Türkiye federasyon diyecek, ama 1. Cenevre toplantısında 3 garantör Kıbrıs'ta 2 garantör kararını alacak. Ama buna rağmen ABD ve İngiltere papazı yeniden meşru Cumhurbaşkanı olarak Kıbrıs'a gönderecek. Bunu hiç düşünememiştim.

Size göre bu Kıbrıs sorununun en ideal şekilde nasıl çözülmelidir?

İdela çözüm Çek-Slovak modelidir.

İki ayrı devleti kabul edecekler, böylelikle Rumların yeniden bizi ortadan kaldırmak, Kıbrıs'ın tümünü Rumlaştırmak niyeti olmadığından emin olacağız. Böylelikle biz güven içinde olacağız.

Rum liderler Rumlara, Türkiye bütün Kıbrıs'ı almak için uğraşıyor korkusunu vermektedirler. Çek-Slovak modeli uygulanırsa onlar da o korkuyu atacak sırtlarından.

Böylelikle iki komşu ülke olarak aramıza iş birliği köprüleri kurmak suretiyle daha güzele, daha iyiye gidebiliriz diye düşünüyorum.

Bunun altında bir anlaşmanın bizi kurtarmayacağını görüyorum.

Kuzey Kıbrıs'ta yeni bir Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldığında, Cumhurbaşkanı seçilebilmek için Cumhurbaşkanı adayının halka ne söylemesi ve ne şekilde davranması gerekir?

Yapılan kamu yoklamalarında, bunu Sayın Talat da teyid ediyor, yabancılar da söylüyor, %65-70 insanımız devletin ve Türkiye'nin garantörlüğünün devamınıistiyoruz diyor. Rumlarla eşit şartlarda egemenliğimizden taviz vermeksizin uzlaşma diyor. Bu iki konuyu gerçekleştirmek için emek vereceğine halkı inandırabilen aday başarılı olabilir görüşündeyim.

Dergi okuyucularımız için hoş bir anınızı, anekdotunuzu bizimle paylaşır mısınız?

Şimdiki iktidar muhalefetteyken, Komünist AKEL Partisi ile birlikte, bizim gençlerimize ''Kıbrıslılık'' aşılamaya çalışıyordu.

Kıbrıslıyız, kardeşiz, Türkiye elini çekse, Denktaş sussa, biz bu meseleyi hallederiz diyorlardı. Şimdi iktidar oldular, halledemiyorlar, başka mesele.

Bu ''Kıbrıslılık'', yani Türk olduğumuzu unutmak, asimilasyona kapı açmak anlamına gelen bir şeydi bizim için.

Onun için ben Makarios'un bir hikayesini anlattım gençlere.

Dedim ki, İtalyan bir gazeteci Makaryos'a geldi.

Gayet güzel mini etekli bir kız. Ve Makarios'la dizdize oturdu.

Makaryos'un gözü kızın bacaklarında.

Ama sorulan sorulara da cevap vermek mecburiyetinde.

Kız soruyor, diyor ki sen Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanısın Enosis'i nasıl istersin?

Ivırıyor, kıvırıyor Papaz.

Israr ediyor kız, cevap istiyor.

''Sen Kıbrıs'ın Kıbrıs'lı Cumhurbaşkanısın nasıl olur da Enosis'i istersin?'' diye soruyor.

Papaz bakıyor, kurtuluş yok, diyor ki:

''Kıbrıs'ta gerçekten duru Kıbrıslıyım diyebilecek tek yaratık Kıbrıs eşekleridir. Biz Kıbrıs Elenleriyiz''

Ben çocuklara diyorum ki:

''Bunlar Elendirler, Yunandırlar, aldanmayın. Kıbrıslılığı sizi kandırmak için söylüyorlar''

Bunu naklettiğimde o zamanki muhalefet bunu aldı bana karşı kötü propoganda olarak kullandı.

Denktaş Kıbrıslıyım diyenlere ''eşeksin'' dedi diye yaydılar. Ve dünyaya da yaydılar bunu.

Seçimlerdeyim. Birkaç ay sonra seçimler var. Seçimlerde halk toplanmış. Bunlar provakatörleri gönderdiler benim konuşmalarıma. Ben konuştukça bağırıyorlar. Onlar bağırırken ben sustum bir an.

''Gelin yakına'' dedim.

''Nedir istediğiniz?''

''Sen bize eşek dedin'' dediler.

''Ne zaman söyledim böyle birşeyi?'' dedim.

Sen böyle dedin dediler bize.

Evladım dedim, ben söylemedim onu. Makarios söyledi dedim. Sizi Türklüğünüzü unutturmak için Size bir ''Kıbrıslılık'' yutturmaya çalışıyorlar. Ben de size Kıbrıslı değil bunlar, Elendirler, Adayı da Yunan yapacaklar, Türklüğünüzden vazgeçerseniz, asimile edecekler bizi, onu anlatmaya çalıştım dedim.

Kalabalık arasındaki provakatörler hala sen bize eşek dedin diye ısrar edince, onlar şunu söyledim:

''Bana bak'' dedim.

''Ben ne olmaya çalışıyorum? Sizin başınız olmaya çalışıyorum. Eşek başı mı olmaya çalışıyorum yani?'' dedim.

Meydanda toplanmış yüzlerce insandan bir alkıştır, koptu…


Bize Kuzey Kıbrıs yemeklerinden bahseder misiniz?

''Şeftali Kebabı'' denilen bir yemeğimiz var bizim. Asıl adı ''Ali Kebabıdır'' da daha sonra şeftali kebabı haline geldi. Çömlek içine ciğeri yaparsınız, çömlek içerisine köfte malzemesi konulur, kömürde kızartılır, yarısı pembe yarısı beyaz olduğu için şeftali tabir ederler. Onu herkes yer ve büyük ölçüde damarlarımızdaki kolestrolün sebebidir.

Bizim kendimize has ''Moheliyamız'' vardır. Ot yemeğidir. Çok yağlı etle pişirilir.

''Kolokas'' denilen bir nevi patates yemeğimiz vardır. Bunlar Kıbras'a has yemeklerdir. ''Hellim'' peynirimiz var. Ateşte kızarabilen bir peynir. Çok lezzetli olur.

Bunların içinden siz şimdi hangilerini yiyebiliyorsunuz?

Ben Hellim'i seviyorum. Moheliya'yı senede bir yerim. Kolokas'ı da senede bir defa yerim. Ama eşim çok sever Kolokas'ı. Onun için evde sık sık pişirilir, ama ben atlatırım.

Gençlere ne söylemek istersiniz?

Atatürk'ün nutkunu okusunlar. Çılgın Türkler'i okusunlar. Şimdi Diriliş diye Çanakkale savaşları yazılmıştı okurken ağlarsınız, okusunlar.

Bu vatan nasıl kurtarıldı, bu Cumhuriyet nasıl doğdu, ve bu Cumhuriyetin üzerinde hangi oyunlar oynanmaktadır, onu görerek oyuna gelmesinler.

Birbirlerine vurmasınlar.

Birbirlerine sarılsınlar, kucaklaşsınlar.

Yabancıların bu memleketi bölmek için uğraşları yıllardır devam etmektedir, aman oyuna gelmesinler…
 
Üst